| Sistem Fethullah Hoca?nın Neresinde? |
|
|
|
|
Bir düşüncenin harekete dönüşmesi, o düşüncenin toplumsal isteğe cevap vermesiyle mümkündür. Kimi düşünceler yıllar yılı devam eder ama dar bir alanda devam eder ve fakat birden toplumun gündemine oturuverir. Güncelleşir. Birincil duruma geçer. Düşüncenin zaman ve zemine uygun düştüğü anlardır bu anlar. Fethullah Hoca Efendi'nin düşünce ve hareketi de böyle bir seyir takip ediyor. Hoca Efendi?nin sahneye çıkması hangi saiklerle olmuştur, onu buna iten ve zorlayan sebepler nelerdir? Bunun üzerinde durmamız lâzım gelir. Açıklamalarında önemle üzerinde durduğu belli başlı esaslar vardır, bunlar: a. Hoca Efendi'nin Şahsiyeti: Kendine büyük bir ehemmiyet atfediyor. Bağlı bulunduğu Nur düşüncesini kendi şahsiyetini takviye için kullanıyor. Nurculuğun temsilcisi ve Said-i Nursi'nin biricik varisi görüntüsünü vermeye çalışıyor. Karşı olduğu tarikat öğelerinin tümünü kullanıyor. Büyük bir sır yumağıyla düşüncesini örtüyor ve bu sis perdesi arkasında manevi bir alemle irtibatlı olduğunu muhataplarına beyan buyuruyor. Onları o sırlarla cezbediyor. Kendi evlerinin gök ehli tarafından korunduğunu, Allah'ın himayesi altında bulunduğunu, bu çağın sahabileri mevkiinde bulunduklarını açıkça ifade ediyor. Kendi cemaatlerinin bu yüceliğini de zatına bağlıyor. Küçüklükten beri Allah tarafından korunduğuna inanıyor. Gerek "Küçük Dünyası"ndaki bazı izahatları, gerek vaazları, gerek "Akademi "deki yazılan, gerek son beyanları bunu açıkça gösteriyor. Allah Rasulü'nün kendisini dinlediğini, cemaatine katıldığını belirtiyor. Bu düşünce mehdi düşüncesidir. Aslında birkaç yıl sonra bu düşüncesinde samimi ise karşımıza mehdi olarak çıkması gerekli ve öyle bir şeyle karşılaşırsak şaşmamamız lâzım. Vahyin kesildiğini bildiği için Allah'la irtibatını ilhamla, bazen de birebir gerçekleştiğini söylemekten çekinmiyor. Bunun itikadi mes'uliyetini yüklenerek Medine-i Münevvere'de ümmetin durumunu Allah Rasulü'ne arzettiğini ve Rasulullah'ın görevi ona tevdi ettiğini böylece Allah tarafından Rasulullah aracılığıyla ümmetin imamlığına tayin edilmiş olduğunu izhar ediyor. Bu Hoca Efendi bu düşüncelerini hangi İslâmi inançtan ve İslâmi kaynaktan aldığını doğrusu anlamak zor. Tabii Said-i Nursi'ye iftira ederek onun yolunu izleyerek buraya geldiğini savunuyor. İtikadı sağlam Nurcular Allah'ı bir Peygamber'i hak tanıyan Nur Cemaati İslâm'ın temel itikadına ters bu duruma ya tepki göstermelidirler veya bunun İslâmî olduklarını dayanakları ile izah etsinler biz yanlışlığımızı anlayalım, bugüne kadar İslâm ümmetinin öğrenegeldiği itikadımızı yeni baştan Hoca Efendi'nin yeni içtihatları doğrultusunda düzeltelim. Oluşturdukları sisin arkasına saklanarak Allah'ın dinini oyuncak haline getirmeye kimsenin hakkı yoktur. Müslümanlar buna müsaade etmeyecektir. Eğer Hoca Efendi birilerine yaranmak istiyorsa birilerine yamanmak istiyorsa lütfen başka yollar bulsun. Kerameti kendinden menkul beyefendinin dini müşrik ve müfsid devletin emrinde kullanmaya hakkı yoktur. Kendisinin sık sık kullandığı "merd-i kıbti şecaat arzedeyim derken sirkatini söylermiş" sözü kendisi için geçerlidir. Sirkatini beyan buyuruyor, zalim ve kafir devlete yaranma telaşındadır. b. Nur Cemaati?nden Fethullah Grubu?nun İstekleri: Bu grup Türkiye ve dünya sathına yayılarak icra-i faaliyette bulunuyor. Küçümsenemeyecek derecede yaygınlaşmış bir faaliyet ağı ve örgüsü var. Okullar, dershaneler, evler, işler, vakıflar... Bunların iki ana meselesi var. Birincisi yaşaması, yani ayakta kalması. İkincisi devlet nezdinde etkili olması. Yaşaması, ortamın kendi lehlerine olmasıyla mümkündür. Onun için onların iki yönü vardır. Bir; kendi içlerine dönük yönü, iki; dışa dönük yönü. Kendi iç yapılanmaları oldukça sıkıcı, tek yönlü, tek tipli katı bir örgütçü anlayışıdır. Tefekkür etme, Kur'an-ı fıkhetme, Allah Rasulü'nün izini takip etme gibi referanslara -Kitap ve sünnete- sarılarak hatt-ı hareket çizme gibi dertleri yoktur. Risale-i Nur onlara göre hem tefsirdir, hem hadistir, hem fıkıhtır, hem siyerdir, el-hasıl her derde devadır. Ancak şerh edilebilir. İçtihad da sadece Risale'de içtihaddır. Bu kapalılık Hoca Efendi'nin işini rahatlatıyor. Kafasına koyduğu bir yere toplumunu çekmek istediği zaman Said-i Nursi'den bir alıntı yapar ve yavaş yavaş toplumunu oraya çeker. Ne de olsa Risale-i Nur düşüncesinde Hoca Efendi meselede müçtehid kabul edilir. Bu iç işleyişte kendisi batı klasiklerinden, Seyyid Kutup'tan, Sahabe hayatından, Kütüb-ü Sitte?den oldukça yararlanır. Çok yönlülüğünü gizleyerek her zaman yaptığı gibi sis perdesi arkasında yoğurur ve karşımıza Said-i Nursi düşüncesi olarak çıkarır. İç işleyişinin arka kapısı devlete, mevcut Türkiye Cumhuriyeti'ne açılır. Bu açılımda devletin zalim, fasık, facir, kafir, müfsid oluşu bile bu anlayışı rahatsız etmez. Anarşi, kargaşa, hak namına olamaz. Temel prensibiyle yola koyulmuş bir anlayış devlet zulmünü göremez. Haksızlığa karşı çıkış devleti içine alamaz, devlet bu kategoriye girmez. Üstelik devlet tam istediğimiz gibi olmasa bile İslâmi açıdan karşı çıkmamız gereken bir işleyişte de değildir. Çünkü ülkede bolşevik bir idare yoktur. Onun için Hoca Efendi'nin mevcut devlete bağlılığı kendi düşünce sistemi içinde yadırganmaz. Mevcut devleti meşru gören zihniyet devletin politikasına, devletin işleyişine ters düşmez, onu destekler, onda görünen ve görünmeyen görevler alabilir. İstihbaratla irtibatlı olmasında hiçbir sakınca yoktur. Çünkü bu devlet İslâm?ın son kalesidir. İslâm?ın son kalesini yıkmaya çalışanlar da şer güçlerdir. Bu babtan Fethullah Hoca'nın Müslümanların devlete yönelik eylemlerini provokasyon sayması, fevri kabul etmesi, fitne addetmesi doğaldır, hatta gereklidir. İstihbarattan malumat alan bir Hoca Efendi'nin Körfez olaylarında Türk hükümetinin politikasına zıt eylemde bulunan Müslümanlara karşı çıkması vazifesi gereğidir. Türkiye'yi İran'a çevirmek isteyen insanların başörtüsünü bahane ederek kara çarşaflara bürünmesi -çarşafın altında kot pantolonlu gençlerin çıkması- bir prova görmesi de normaldir. Misalleri çoğaltmaya gerek yok. Eğer bu toplum hafızasını kaybetmemişse bunları hatırlar. c. Türk-İslâm Anlayışının Örnekliğini Gösterme Arzusu: Hoca Efendi bu bağlamda bir Pantürkisttir. Yıllardır TC'nin resmi ağızlarıyla aynı şeyleri terennüm ediyor olması Ziya Gökalp düşüncelerini Risale-i Nur diliyle telaffuz etmesi Türkçülüğünü gizlemez. Mesela ona göre Kürt, Türktür. Kürtçe, Türkçe'nin bir şivesidir. Bu yönüyle Türkeş'ten daha da ırkçıdır. Kemalist generallerle aynı düşünceyi paylaşır. 1979'da Bornova'da verdiği vaazında Kürtçe'nin bir Türkçe şivesi olduğunu ve Kürtlerin de Türk olduğunu söyler, devlet ricaline bazı tavsiyelerde bulunur. O tavsiyeleri Kenan Evren Paşa faşistlik döneminde netekim icra eder. Türk-îslâm anlayışının diğer ümmetten farklı olduğu yerli milliyetçi, muhafazakar, jeokültürelci, devletçi, dünya sistemine uyum halinde olanlarca farklı farklı da olsa hep söylenegelmiştir. Ama bunun günümüzde prototipi yoktur. Eskilerde atıfta bulunarak telafi edilmeye çalışılır. Alperenler, Yeseviler, Rufailer mehaz gösterilir. Hoca Efendi bunun canlı şahidi olma emelini taşır. Hem devletçi, hem batıcı, hem Türkçü, hem modernist, hem bilime iman eden, Türk'ün ruh köküne inanan, tasavvufu hakir görse de tüm tasavvufi öğeleri kullanan, toprağa bağlı düşünceyi savunur. Said Nursi'ye de bu toprağın bir insanı olduğu için sahip çıkar, bayraklaştırır. Tabi bu kadar karışık ve karmaşık düşüncenin içinde iyi ve güzel şeyler de şüphesiz vardır. Fakat kasıt ve kalkış noktası Türk merkezlidir. Hoca Efendi Türkî Cumhuriyetlere açılmanın esas gayesinin Türk düşüncesinin oraya taşımak olduğunu vurgular. Hoca'nın vaazlarında, yazılarında ve ilişki halinde olduğu insanlarda bunu görmek mümkündür. Bu yönüyle tam bir Ziya Gökalp'çidir. Onun maşeri vicdanı ile Ziya Gökalp'in Türk Ruh Düşüncesi örtüşür. Bu da Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi görüşüdür. Aslında burada insanımız bir yanılgı içindedir. İkinci cumhuriyetçiliği ve Özalcılığı Kemalist dışı düşünce görme hatası işlemektedir. Bu düşünce Kemalizm?in yeni bir versiyonu, belki bir yorumudur. Bu yorum farkını göremeyenler Özal'ı ve ikinci cumhuriyetçileri Atatürk karşıtı gibi gösteriyorlar. Hoca Efendi'de ise bile isteye bir saptırma vardır. Kemalizm?in tüm düşüncelerini hayata geçiriyor fakat karşı olduğu imajını vermeye çalışıyor. O hep öyle yapar; hissettirir, ihsas ettirir, sihirli kelimelerle ima eder. Tabii bu ima edişte ekolünün de payını -Said Nursi'nin Mustafa Kemal?e düşmanlığını- unutmamak lâzım. d. Dünya Geneline Uyma İsteği: Nur Cemaati genel manada dünya gidişatına uyum sağlamada Türkiye?de ilk sırayı alır. İtiraf etmek gerekir ki dünyada uyumun ana merkezini ilk keşfeden onlardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında bile serbestiyeyi savunanlar arasındadırlar. Çok partili hayata geçişten sonra ABD ve Batı siyasi anlayışının Türkiye temsilcileriyle hep uyumlu hareket etmeye başlamışlardır. 1970'li yıllardan sonra Batı ve ABD'ye endeksli siyasetle iyi ilişki kurmayı Fethullah Hoca en iyi becerdiği için Nur Cemaati?nin ana merkezine oturdu bir nevi temsilcisi gibi oldu. Dünya sistemi komünizmi muhalefetin mihveri kabul ettiği demlerde Nur Cemaati de aynı modaya uydu ve kendilerince bilimsel bir tarzda komünizmle mücadele ettiler. Bu mücadeleyi de İslâmi bir anlayışla yaptılar. Dünya yavaş yavaş tek merkezli hale geldiğinde Fethullah Hoca Cemaati de yavaş yavaş sol düşmanlığından aleni Amerikancı devlet savunuculuğuna yöneldiler. MSP?nin ilk çıkışında Nur Cemaati?nin orada etkili olmaları Fethullah'la alakalı bir yanı yoktur çünkü o zaman henüz bu kadar meşhur değildi. 1975'ten sonraki yıllar Fethullah Hoca?nın hep ABD ve Batı politikasını izleyen siyasileri tuttuğu AP?yi desteklediği, MSP'ye ve Erbakan'a zaman zaman yönelttiği ağır tenkitleriyle tanındı. 12 Eylül öncesi tavırları kesin ABD paralelinde idi. Özal döneminde onunla sıkı işbirliğine girdi. Onun sayesinde uluslararası platformlara sıçradı, memleket içi hizmetlerini dış dünyaya da taşıdı. Oralarda da hizmete devam etti. Uluslararası ilişkilere girince kendini hükümetlerin ve siyasilerin üstünde görmeye başladı. Dünya sisteminin ana merkezi doğrultusunda icraata başladı. Böylece Türkiye içi dengeleri bu merkezi bakış açısıyla değerlendirdi. Dünya sisteminin Türkiye yansıması olan DYP ve ANAP onun gözünde aynı manaya gelir ve dünya sistemiyle barışık oldukları için hem ikisinden de vazgeçmez, hem ikisinin birleşmesi için didinir çareler arar. ANAYOL formülünde katkısı vardır. Türkiye'de siyasi olarak DYP ve ANAP sistemin güvencesi iseler de fiili sistem savunuculuğunu MHP yerine getirmektedir. Fethullah Hoca Efendi'de aynı yolu izlemekte düşünce ve eylem olarak MHP safına siyasi görüntü olarak ANAP veya DYP safına yakınlaşmaktadır. RP ile olan mesafesi de dünya sistemi ile tam örtüşüyor. Ne tam dışlayabiliyor ne de tam sahiplenebiliyor. RP?ye yönelttiği tenkitler sistemin RP'den duyduğu kuşkularla ilintilidir. Dünya sistemi de, Hoca Efendi de Türkiye'de bir gerginlik yaşanmasını istemiyor. Toplumun uyum halinde olmasını dünya sisteminin çıkarlarına aykırı hareket etmemesi gerektiğini savunuyorlar. Dünya sistemi adını böyle koyuyor. Hoca Efendi ise idarecilerimizin Müslümanlıklarını öne çıkararak bir ayırım yapılmasını hem Türkiye için zararlı olduğunu, hem de dünya sistemine ters düşeceğimiz için bize ambargo uygulanacağını savunuyor. Bu yönüyle idarecilerin dünya sistemiyle uyumlu olmasını istiyor. Bu bağlamda sivil toplumcularla Hoca Efendi aynı kefeye düşüyorlar. Dün dünya sistemi için tehlike Sovyet yayılmacılığı (Komünizm) idi. Bugün de radikal İslâmi anlayış tehlikedir. Hoca Efendi için de dün Bolşevik tehlikesi vardı, bugün de Radikal İslâm tehlikesi vardır. Aldığı İslâmi terbiye ve edep başbakanın ayağına kadar gitmesine, Özer Çiller'in toplum içerisinde başbakana Tansu diye hitap etmesini hoş görmeyen anlayışına rağmen fundemantalist İslâmi anlayışa sahip olanlara karşı hiddetleniyor, hakaretler yağdırıyor, tevazu ve edep sınırlarını aşıyor. Ne yazık ki kafirlere karşı gösterdiği hoşgörüyü Müslüman kardeşlerine -müfsid, müşrik devlete arşı çıktıkları için, devletin zulmünü onaylamadıkları için- karşı gösteremiyor. Aslında kendi anlayışı dışındaki anlayışları İslâmi saydığını söylemek de zor. Yükselen İslâm?a set çekme vazifesini ifa etme kendilerine düşmüş olmalı ki İslâmi fıkhı da aşarak kadın başbakan olabileceğini, başörtüsünün teferruat olduğunu savunuyor. Körfez olaylarında takındığı tavır İsrailli çocuklar için döktüğü gözyaşı, başörtüsü dolayısıyla aldığı vaziyet, Cezayirli Müslümanlara ettiği iftira, RP'ye karşı hırçınlığı, basına sunmaya çalıştığı imaj tek bir şeye matuftur: Kendini dünya sisteminin ana merkezine koyup Türkiye'deki oluşumu ona göre ayarlama cehdidir. Aslında devletle ilişkisinden ziyade devlet ricalinin onunla yakınlıkları sistem açısından değerlendirmek gereklidir. Hoca Efendi'nin unutmaması gereken küçük bir husus var; dünyanın tek merkez haline dönüşmesi zaafları ve zulmünü açığa çıkarıyor ve Müslümanlar da bunu fark ederek sisteme bilinçli cephe alıyorlar. Yarın Hoca Efendi düşüncesini savunanlar iki tercihle karşı karşıya kalabilirler. Ya İslâm ya Dünya Sistemi. Şimdiden Müslümanlarla çatışarak Müslümanlara çatarak, insanlarını sistem içine çeken anlayışın maliyeti biraz fazla olur. Eğer Türkiye Cezayir'leşirse Hoca Efendi düşüncesini savunanlar generallerle birleşip Müslümanları vuracak mı? Türkiye'yi (GAP'ı) İsrail işgal ederse Hoca Efendi düşüncesini savunanlar Arafat'ın Hamas'a yaptığı gibi Müslümanlarla savaşacaklar mı? Türkiye, İran gibi bir tercihle karşı karşıya kalırsa Hoca Efendi düşüncesini savunanlar Tansu Hanım'ın ve Demirel'in yanında yer alacak mı? Bu soruların cevabını herkesin düşünmesi lâzım. Belki çok farazi sorular fakat tercihleri bizim için çok önemlidir. (Değişim Dergisi, sayı 22, Şubat 1995)
|





